MARY SHELLEY FRANKEISTEIN   BÖLÜM :1

1.052 Views

Edebiyat tarihinin en iyi gotik-korku romanlarının başında gelen ‘Frankenstein ya da Modern Prometheus’ ile tanınan Mary Shelley, 30 Ağustos 1797 tarihinde Londra’da dünyaya geldi. 1816 yılında şair Percy Bysshe Shelley’le evlendi. İki yıl sonra bilim kurgu öncülerinden biri olan romanı Frankenstein’ı yayınladı. Eseri korku, fantezi ve bilim-kurgu türlerinde büyük bir esin kaynağı olarak etkisini korumaya devam etmektedir. Gotik edebiyatın öncülerinden olan Ann Radcliffe ve Edgar Allan Poe arasında Shelley, edebiyat tarihinde, yerini kanıtlamıştır. 

Mary Shelley’nin hayatına baktığımızda, babası tanınmış filozof ve siyaset yazarı William Godwin’ annesi ise 1792 tarihinde büyük çığır açan Kadın Hakları Bildirgesi’nin yazarı olan feminist Mary Wollstonecraft’dı. Bunların yanısıra Marry Shelley edebiyat eğitimi aldığı sırada da İngiliz edebiyatının kayda değer ustalarından Lord Byron’un öğretilerinden geçmiştir. Bunun yanında Godwin ailesinin, Samuel Taylor Coleridge ve William Wordsworth gibi pek çok isim duyurmuş dostları vardı. Resmi bir eğitim almamış olsa da Shelley, babasının kapsamlı kütüphanesinden büyük oranda yararlandı.

Marry Shelley, annesini kaybettikten sonra mezarı başında oturup kitap okumaya devam etti. Ayrıca, hayal gücünü sınırlayan ortamlardan kendisini izole ederek geziler yaparken, hayal gücüyle engin denizlere dalmayı severdi.

Peki Frankestein eseri nasıl meydana geldi?

1807 yılında, Bay Godwin’in şirketi aracılığıyla, ilk şiir kitabı olan ‘Mounseer Nongtongpaw’ı yayınlayarak kendisini gösterme fırsatını elde etti. 1814’te, Mary, günümüzde hala ünlü bir şair olarak görülen Percy Bysshe Shelley’le aşk yaşamaya başladı. Percy’ nin Mary’den önce olan evliliği ve topluma göre başlarına buyruk yaşam tarzları Mary ile babasının arasını açmıştı.

Hayat serüveninde Percy Shelley ile devam eden Mary, ekonomik zorluklar dışında Percy’den olan çocugunu kaybetmesiyle ilk büyük acısını yaşamış oldu.  Sonraki yaz, Shelley ailesi, Jane Clairmont, Lord Byron ve John Polidori ile İsviçre’de yağmurlu bir günde   Lord Byron, herkese kendi korku hikâyesini yazmasını önermişti. Zorlu ve mücadele dolu bir hayatın eşiğinde olan Mary Shelley, yaşadıklarından hayal gücünden esinlenerek ‘Frankenstein ya da Modern Prometheus’ üzerinde çalışmaya başladı. Percy’le birlikte gerçekleştirdiği Avrupa seyahatleri, ve Güney Almanya’da Darmstadt kasabası sakinlerinden dinlediği “hayat iksiri” adı verilen, ölülere hayat veren mucizevi bir iksirle ilgili hikâyeler, gerek şair Lord Byron’la birlikte Cenevre’de kalırken, edebi grup arasındaki hayalet hikâyeleri yarışması Marry’nin büyük ölçüde ufkunu açmıştı.

 Eseri oluşturmasındaki yapı taşları bunlarla sınırlı kalmamaktadır.  Ayrıca o yıllarda hem Mary hem de Percy, yeni bilim dalı aracılığıyla gerçekleştirilen ve hayvan uzuvları hareket ettirmek için elektriğin kullanıldığı deneylerle ilgili toplantılara katılmıştır.
·         Romanda V. Frankestein’ın yarattığı yaratığa sembolik bir örnek.

      Bunların yanısıra Ren Vadisi’nin karanlık ormanlarında, o dönemde mezarları soyup Frankenstein Kalesi’nde cesetler üzerinde deneyler yaptığı iddia edilen simyacı Johann Konrad Dippel’in dehşet verici hikâyelerine de şahit olmuşlardır. Marry ‘nin o dönemde Dippel’in deneylerinden kesin olarak etkilenip etkilenmediği bilinmese de dönemin karanlık bilimlerinden ilham almış olması mümkündür. Romanının 1831’deki baskısındaki ön sözde Marry, Cenevre’de Lord Byron ile kalırken edebiyat grubuyla birlikte, akşamlarını korku öyküleri okuyarak geçirirken ilhamını bir akşam gördüğü bir kâbustan aldığını ifade eder.

Marry Shelley nin ilham aldığı ve Dippel’in korkunç deneylerini gerçekleştirdiği bilinen Frankestein Kalesi.

İlk Olarak Bilim ve Topluma Karşı Eleştirisi

Eserin öncelikle dönemin siyasi yapısına karşı  eleştirel yaklaştığı öne sürülse de Marry Shelley yaşadığı toplumdaki bozukluk , insan ilişkilerinin yozlaşması ve kendi içinde birbirine düşmanlaşmasına dikkat çekmeyi amaçlamıştır. Hepsinden önce romanda insanın yaratılışındaki ilahi gücün sadece Tanrı’ya mensup olduğu anlayışının nasıl gasp edildiğini görüyoruz.

Ana karakter Victor, annesinin kaybından sonra yaşadığı trajik yıkımın ardından Tanrı’ya baş kaldırıp ölümün önüne geçmeyi nihai bir hedef haline getirir. Biyoloji, fizik ve bilimle genel olarak yakından ilgilenen Victor, bunun üzerine bilimin karanlık tarafına başvurarak yasal olmayan yollarla J. K. Dippel gibi ölü cesetleri ve hayvan uzuvlarını toplayarak kendi yaratılış deneylerini başlatır. Bunu yaparken topladığı uzuvları bir araya getirerek pozitif bir akım oluşturarak elektrik akımıyla bütün uzuvların tekrardan harekete geçmesini sağlar.

Tanrının ilahi gücünden uzak yarattığı yeni varlık oldukça kusurlu ve çirkin, normal bir bireyden farklı olarak insan zekasından ve görünüşünden oldukça uzaktır. Ana Karakterimiz eski bilime karşı modern bilime yeni bir yaklaşım getirmeye çalışırken kendi yaratıığı varlığa karşı sorumluluk almayı reddeder. Toplumun öğretilerinden ve dogmalarından uzak kalan bu varlık git gide ötekileştirilerek yaratık olarak adlandırılır.

Frankeistein ilk okunduğu zaman Victor Frankeistein’ın yaratığı, vücut parçalarını bir araya getirerek bilimin engin bilgisi aralığı ile tanrının bile ötesine geçip mükemmel bir oluşumu meydana getireceğini düşündürebilir. Ancak romanın gelişen olaylarında aslında Marry Shelley bize: “insanı yine kendi yapıp ettikleri yok edecektir” anlaşını vurgulamak ister. Victor’ın yarattığı  yaratık öyle bir oluşumdurki belki de insanoğluna mükemmele ulaşabilme arzusunu aşılar ya da büyük bir umut olur. Belki de insanoğluna aslında nasıl olmaları gerektiğine dair ışık tutar. Oysaki yaratığın bir kişiliği ve adı yoktur. Kendisi bir birey olamamıştır. İnsanın iyi yönlerini ortaya çıkarmanın aksine ; insanın en karanlık yüzünü ortaya döker. Bu sebeple Shelley yaratığın umut ve iyiliğin aksine yaratığın kendisinin bizzat insanoğluna karşı bir mesaj niteliğinde olduğunu gösterir.

Sonuç olarak yazar, bilimin kontrolsüzce kullanılması ve sonucunda hiçbir şekilde sorumluluk alınmamasının insan hayatına ne derece mal olacağını bunun yanında insanın kendi yarattığına karşı ne derece nankörleşebileceğine vurgu yaparak etkileyici bir eleştiri ortaya koyar. Elbette eseri sadece bu bilgilerle sınırlandırmak mümkün değildir. O yüzden bir sonraki bölümde Frankestein ile birlikte engin denizlere dalmaya devam edeceğiz.

KAYNAKÇA

https://www.bl.uk/people/mary-shelleyhttp://time.com/3648440/mary-shelley-frankenstein-history/

https://www.biography.com/people/mary-shelley-9481497

https://www.bbc.com/turkce/haberler-42534985

https://evrimagaci.org/dr-frankenstein-canavari-ve-mary-shelley-genc-bir-kiz-korku-edebiyatina-nasil-yon-verdi-10871

https://kayiprihtim.com/liste/frankenstein-hakkinda-10-gercek/

One thought on “MARY SHELLEY FRANKEISTEIN   BÖLÜM :1

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

%d blogcu bunu beğendi: