EVRENİN SIRRI VE ÇEKİM YASASI: HAYAT ‘DÜŞÜNDÜKLERİMİZDE’ GİZLİ 

1.078 Views

Fark etmişsinizdir… Ne kadar çok istersek bir şeyi, bazen o kadar olmaz. Bu konuda yalnız olmadığınızı bilmenizi isterim. Çünkü ne kadar çok istemezseniz de o kadar olur bazen. 

Bu edebi cümleleri bir kenara bırakacak olursak, sizlere ‘çekim yasası’ denen bir lanet ve büyük bir armağandan bahsetmek isterim. Hiç başınıza geldi mi bilmiyorum. Pahalı ya da değerli bir eşyanızı çok fazla koruyup kolladığınızda kaybolduğu mutlaka yaşanmıştır. Oysa hiç korumadığınız eşyalarınız değil de neden o eşya diye hiç düşündünüz mü? Ya da en çok çalıştığınız dersten değil de, bir sayfa bile bakmadığınız bir dersten 100 almışsınızdır. En çok çalıştığınız ve tek motivasyon kaynağınız olan ders ise imkansız denebilecek şekilde düşük gelmiştir. Peki neden? 

En büyük hayaliniz asla gerçek olmaz. İnsanlara yüzyıllardır hayallerinin peşinden koşması öğretilse de bu düşünse kalıbı her insan ve her durum için maalesef geçerli olmamakta. Elbette bir hayalimiz varsa peşini bırakmamalıyız. Ama şunu yaşamışsınızdır: En büyük hayaliniz size ne kadar uzaksa, en büyük korkunuz size o kadar yakındır.  

Sadece bunlar da değil. Katıldığınız bir çekilişte size çıkmasını istemediğiniz tek bir hediye ve onun haricinde çıkmasını istediğiniz 10 ayrı hediye vardır fakat ‘istemediğiniz’ o hediye size çıkar.  

İşte tüm bunları kimi bilimciler ‘çekim yasası’ kavramıyla açıklıyor.  

ÇEKİM YASASI ‘VAR MI, YOK MU?’ TARTIŞMASI 

Çekim yasası kavramı oldukça tartışmalı bir konu olsa da kimi uzmanlar bu yasayı Einstein’ın Kuantum Fiziği’ne bağlıyor. Yine bilimsel açıdan hala kanıtlanamadığı için %100 bir doğruluk içerdiği söylenememekte. Ancak çekim yasasının doğruluk oranı ne olursa olsun, düşündüklerimizin yaşadıklarımızla ilişkisi olduğu bir gerçek.  

Evrende düşünülecek o kadar fazla konu ve fikir var ki, gün içinde aklımıza belki saliselik gelen fikir ve düşüncelerin çoğu kez farkında bile olmayız. Oysa bizler, işte bu ‘talihsiz’ diye tanımlayabileceğimiz olayları yaşarken dikkatimizden kaçan çok önemli bir şey vardır: Neye odaklandığımız. 

NEYE ODAKLANIYORSUNUZ? 

Çünkü geriye baktığımızda bugünkü yaşadıklarımızın tümü olmasa da %90’ının belki son birkaç senedir neye odaklandıklarımız olduğunu görebiliriz. Belki elimizde olmayan şeyler de yaşamış olabiliriz ama yaşadıklarımızın büyük birçoğu bugüne dek okuduğumuz okullar, izlediğimiz filmler, çalıştığımız kurumlar, yediğimiz yemekler, tanıştığımız ve gezdiğimiz arkadaşlar ve en önemlisi kendi seçimlerimizin bir sonucudur.  

Örneğin birkaç sene önce mühendislik okumaya karar vermeseydiniz şu anda mühendis değildiniz, Galatasaray fanatiği olmasaydınız o gün o maça gitmeyecek ve eşinizle tanışmayacaktınız. Hız tutkunu olmasaydınız o gün o kazayı yaparak bacağınızı kaybetmeyecek ve gitar çalmayı sevmeseydiniz bir gün asla gitarist olamayacaktınız. 

Yani kendimizi koca evrende oldukça aciz sayan bizler elimizde farkında bile olmadığımız büyük bir güce sahibiz: Seçim şansı. Hayatta istediğimiz her şeye sahip olamayız. Ama ‘neye sahip olmak istediğimizi’ seçebiliriz. Bizler sadece isteklerimizi seçebiliriz ve bu aslında en büyük güçtür. 

Çünkü biz istediğimizde, her neyi istiyorsak evren o şeyi üretmek için çalışmalara başlar. 

OLUMSUZ DENEYİMLER OLUMSUZ DÜŞÜNCEYE İTİYOR 

Bizler genelde en iyi seçeneğe değil, hep en olumsuza ve en kötüye odaklanmaya meyilli canlılarız. İnsanlık; tarih boyunca yaşadığı büyük savaşlar, açlıklar, kıtlık, düşmanlık gibi binlerce olumsuz trajediyle lanetlenmiş bir canlıdır. İşte tüm bu yaşadıkları insanoğlunu olumsuzluğa sevk etmekte bir numaralı unsur olarak rol oynuyor.  

İrade ve irfan sahibi olarak bizlere ise olumsuzluğa değil ‘olumlu’ya yönelme görevi düşüyor. Örneğin yağmur yağmasını istemiyorsak, yağmura değil güneşin güzelliğine odaklanmalıyız. Bir sınavda başarılı olmak istiyorsak, başarısız olma korkusuyla değil, ‘Zaten çok başarılıyım.’ yargısıyla çalışmaya başlamalıyız. Unutmamalı ki içinde korku olan her düşünce evrenin ‘çekim yasası’na göre ters tepecek ve sizden uzaklaşmayı bırakın yanı başınızda bitecektir. 

Bu cümleler her kötü düşüncenin gerçekleşeceği anlamına gelmediği için sizi korkutmasın. Ancak hepsi olmasa da pek çok musibet, evrenin çekim yasasını yanlış kullanmanız sonucu sizi rahatlıkla bulacaktır. 

İsterseniz deneyin. Çok istemediğiniz bir durumu 7/24 düşünerek önce hayatı kendinize zindan edin. Ardından ise çekim yasasını olumsuz şekilde çalıştırarak sizi daha hızlı çekmesini sağlayın. 

Denemesi bedava olduğu gibi, yaşaması da oldukça korkunç ve ilginç olacaktır. 

Oysa tek bir bakış açısıyla bunu değiştirmek varken, neden olumsuz ve zindan dolu bu karanlık düşünce? 

Milyonlarca uyaranın olduğu bir dünyada aklımıza gelen düşünce kalıplarını elbette engelleyemeyiz. Düşünceyi durdurmanın maalesef hiçbir yolu yoktur; ancak yönetmenin bir yolu vardır. Bu nedenledir ki çoğu psikoloji uzmanı ‘Stresle Başa Çıkma Yolları’, ‘Stresi Yönetme’ gibi farklı konularda eğitimler vermeyi sürdürüyor. 

Dünyadaki tüm karanlık ve zifiri düşüncelerin bir gün sona ermesi ve hayatı olumlu yaşamayı tüm insanlıkla öğrenebilmek dileğiyle… 

Tuğçe Karataş
Tuğçe Karataş


Psikolojinin derinliklerinde insanı anlamaya doğru…
Ruhumuzun ve zihnimizin derinliklerini birlikte keşfedelim…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

%d blogcu bunu beğendi: