ADEM’İN YENİ TANRISI: YASAKLI ELMA KAPİTALİZM

818 Views

Dinler, değişimin önünde duran birer taş misali ilerlemeye engel midir yoksa manipüle edilebilirliği bakımından birer meşruiyet aracı mıdır?  Ernest Renan “İslam mani-i terakkidir.” Derken İslam’ın ilerlemenin önündeki bir engel olduğunu kültürel bakımdan ele alır. Nitekim Arap coğrafyasının günümüzdeki kapital üllkelerin yıllar önce aşmış olduğu fiili savaş durumunun bataklığında hala boğuluyor oluşu bunun bir göstergesidir. Üstelik savaşlar, aşılamamış dinler; mezhepler ve köşe kapmaca misali toprak savaşları olunca… Böyle bir kaos ortamında kozmos durumunun kaosundan, yeni bir düzenin yaratılabilmesi bile bu teoriye gülünç bakılabilmesine salık vermektedir.

Bu durumda İslam’ın yoksulluğa sürüklemesinden bahsedilebilirken bir yandan da dinin değişen koşullara göre farklı yorumlanarak “istenilen” durumlara göre birer baskı ve tahakküm, meşruiyet aracı olarak kullanılabilmesi de olası bir durumdur. Nitekim dinin bu nitelikleri fazlasıyla Marx’ a aittir. İslam özelinde dindarlığın yoksullaştırması manevi ve dünyevi işler arasında saklıdır. Bu dünya için çalışıp kazanan bir bireyin pahalı camekanların sahte pırıltısına kapılıp da öteki dünyayı unutması istenmeyen bir durumdur. Çünkü gerçek şatafatlı aşırı tüketim ortaklığı cennette beklemektedir.

Adem ve Havva

Bir yandan günümüz kapitalist sistemde hayatta kalabilmenin yolu gece gündüz beşeri dünya köleleri olmakken manevi dünya efendiliğinden vazgeçmek zorunda kalınmaktadır. Burada da bir ayrım vardır ki o da maddi dünyada kimin köle kimin efendi yani kimin “tembel zengin” kimin karınca olduğudur. Osmanlı döneminden bu yana ve sağ partilerle birlikte zenginleşmeye başlayan bazı müslüman kesimin yeni İslamcılığı; lüks arabalardan, ticarileştirilmiş ibadetlerden, lüks tüketim üzerinden yorumlanmakta iken nihayet eksikliği hissedilen şatafatlı külliyeler de eklenmiştir. Bu görüşe ek olarak günümüz bir kısım kapitalist Müslümanlar da gece gündüz çalışarak aza tamah edip şükürcü tavrıyla diğer kesimin ekmeğine yağ sürmeye devam etmektedir.

Kast sistemi gibi görünen bu hiyerarşik düzende, toplumun toplum hatta topluluğun topluluk olarak kalabilmesinde tamahkar Müslümanın ezilmesi gerekmektedir. Örneğin “Zengin Müslümanların Yükü” olan kurbanın fakir kesime dağıtılmasında bile zengin ile fakirin varlığı olumlanır, hatta korunmaya da çalışılır. Aksi halde tam eşitliğin olduğu bir yerde pis, istenilmeyen işleri kim/ kimler yapacaktır? Ayrıca bu itaatkarlığın bir diğer nedeni de toplumda herkesin bir altındakinin efendisi olma yolundaki tanrı kompleksidir. İnsan kendisine tanrılaştırmaya varacak kadar önem addetmeye meyilli bir varlıktır. Bu sebeple hep bir altındakini ezerek üstüne çıkacak, altındakini gönüllü olarak kulu yapacaktır ki o da başka bir kulun “Tanrı”cığı olabilsin.

Bahsetmiş olduğum eşitliksiz toplumun meşruiyeti hususunda Farabi de İslam’da tam bir eşitliğin asla var olmayacağını ve devletin var olabilmesi için dinin hem sosyal yönüyle birleştirici görevinin hem de yarattığı öteki dünya inancı ve tamahkar insanla isyanın olmadığı bir düzen kurma görevinin altını çizer. Bu bakımdan evrensel bir devletin olup olmayacağı konusunda bunun beşeri modern bir din sayesinde mümkün olabileceğini vurgulamak isterim. Tek bir evrensel yasa, evrensel din ve ahlak kurallarını besleyerek tüm dünyayı etkisine alarak; tek bir tanrıya hep beraber aynı anda her saniye zikredilerek ibadet edilmiş olunacak “Kapitalizm” adında bir din ve onun tanrısı “Hazreti Para”. 

Kapitalizmin modern din olduğu gerçeği yeni bir olgu olmamakla birlikte sonu her “–izm” ile biten görüşlerin en etkilisi olduğunu ve semavi dinlerden farkını ise, meşruiyetini aldığı kaynağın ilahi oluşum yerine beşeri unsur olmasından anlayabiliriz.

 Dinlerin ortak noktası bir kurtuluş yolu çizmek ise paraya ibadet ile elde edilen her “kar” ile de bir kurtuluşa erişilebilir. “Boş duranı Allah sevmez” gibi halk deyimleri insanları boş durarak bedensel zevklere ve tembelliğe düşmektense çalışarak “İşleyen demir ışıldır.” Atasözüne geçiş imkanı vermektedir ki buradan da dinin boş durup da tembellik yapmaktansa çalışmanın daha hayırlı olduğunu, mal mülk edinmesinin “Adem’in” hakkı olduğunu yani zenginleşerek kapital sınıfın bir parçası olmasının yolunu açarak kapitalizm meşruiyetini de sağladığı yönündeki algıyı güçlendirmektedir.

Her ne kadar dini, araç olarak göstermiş olsak da yapılan her şeyde asıl amacın; aksine cemaatçi yapıyı güçlendirmesiyle dini korumak olabileceğini de söylemek gerekir. Öte yandan topluluktan topluma evrimini tamamlayamamış (F. Tönnies’in ayırdığı üzere cemaat- cemiyet) günümüz Türkiye cemaatçi kapitalist sisteminde tıpkı hükümet gibi bu minvalde, kendinden olana kayırmacılık yapması ve kendinden olmayanı dışlaması ile cemaat holdingleri ve “ihvan” katılaşırken, şeyhin buharlaşması” bu yeni dinin nasıl bir eksende yükseldiği göstermektedir.

Tagged ,

2 thoughts on “ADEM’İN YENİ TANRISI: YASAKLI ELMA KAPİTALİZM

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.