BİR PANDEMİYLE DEĞİŞEN HAYATLAR:

2.454 Views

PANDEMİ PSİKOLOJİSİ VE PANDEMİ SONRASI ÇOĞALAN PSİKOLOJİK RAHATSIZLIKLAR

2020 yılının Mart ayından bu yana hayatlarımızda geri dönülmez bir değişiklik yaşandığı aşikar. “Covid-19” pandemisinin sonlanması hayali tüm insanlığın hayalini süslerken, pandemi sonrası “normalleşme” ve “yeni normalleşme” kavramları da hayatımıza giren onlarca terimden sadece bazıları oldu. Peki Covid-19 sonrası gerçekten normalleşebilecek miyiz? Eski yaşantımız ve alışkanlıklarımıza bıraktığımız yerden devam edebilecek miyiz? Yoksa daha farklı ve daha yeni bir psikoloji bizi mi bekliyor?

İşte bu sorular hem bilim hem de psikoloji dünyasının hemen her gün ele aldığı bazı konular oldu. Pandemi sonrası alışkanlıklar hakkında şu an yalnızca tahminler yürütebilsek de, kimi fiziksel (kronik bel ağrısı, sırt ağrısı, obezite, yorgunluk) ve psikolojik rahatsızlıkların bir müddet daha bizimle geleceği bir gerçek. Yazıda fiziksel değil ancak psikolojik bazı rahatsızlıklara değineceğim.

1) OKB (Obsesif Kompulsif Bozukluk)

Pandemi sırasında bireylerin oldukça endişeli ve takıntılı bir hale geldiği bir gerçek. Hem kendimizi hem de yakınlarımızı bu tehlikeli virüsten korumak adına bireyler olması gerekenden fazla takıntı geliştirip, normalden daha fazla endişeli hale gelmeye başladı. Obsesyon adı verilen ve sürekli tekrar eden bu düşünceler, toplumda OKB rahatsızlığının giderek artmasına sebep oldu. Zaten OKB’ye sahip olan bireyler ise bu dönemde daha da büyük kaygılara sahip hale geldi. Hiç OKB olmayan hatta endişe nedir bilmeyen insanların dahi bu dönemde endişe hissetmesi bize OKB’li bireylerin ne kadar zor bir süreçten geçtiğini hatırlamamız için güzel bir örnek teşkil edebilir.

Pandemi döneminde en çok rastladığımız obsesyon tarzı düşünceler arasında dışardan gelen poşetleri yıkamak, poşetleri içeri sokmamak, bir yere dokunulduğu anda kolonya sıkma ihtiyacı hissetmek, sürekli virüsün kendine bulaştığı hissine kapılmak ve insanlardan gereğinden fazla uzak durmak gibi davranışlar bulunuyor. Daha önce OKB yaşamayan kişilere ait olan bu davranışlar, şu anda günümüzde çoğu bireyde görülmekte. Bu da pandemide hemen her bireyin OKB’li gibi davrandığı anlamına geliyor. Umarız bu süreçte bu tür rahatsızlıkları yaşayanların ne gibi düşüncelerle boğuştuğu daha iyi anlaşılabilmiştir. Ayrıca daha sayamayacağımız kadar fazla örneğin yer aldığı bu takıntılı davranışların pandemi sonrasında da devam edeceğini kolaylıkla öngörebiliriz.

2) Anksiyete

Anksiyete yani kaygı bozukluğu, bu dönemde en çok görülen psikolojik rahatsızlıklardan biri haline geldi. Anksiyete bir hastalık olarak bilinse de, günlük hayatımızda da normal durumlarda nadir de olsa mutlaka anksiyete yaşamışızdır. Çünkü kötü bir durumla karşı karşıya kaldığımız zamanlarda yaşadığımız olağanüstü endişe aslında bir anksiyetedir. Bunun sürekli olması hali ise anksiyeteyi hastalık haline getirir. İşte o zaman bireye “kaygı bozukluğu” teşhisi koyulması gerekir.

Pandemi sonrası toplumun her kesiminde yaşanan belki de tek bir ortak değişim oldu: O da fazlasıyla çoğalan endişe. Virüsün kendisi, yasaklar, yakınlarımızı, geçmişimizi ve geleceğimizi kaybettiğimiz korkusu bu endişelerden sadece bazıları oldu. Sayması bile zor olan pek çok yeni endişe türüyle karşı karşıya kaldık. Dolayısıyla pandemi sonrası psikologların kapısını en çok çalacak hastaların anksiyete hastaları olacağını söyleyebiliriz.

3) Panik Atak

Pandemi döneminde artış gösterdiği düşünülen panik atak; ani ve sürekli olarak bir panik veya korku hissinin etkisi altında kalınan bir anksiyete bozukluğu olarak bilinmekte. Toplumda hemen herkes belli zamanlarda endişe veya panik hissi yaşamıştır. Bu his vücudun gergin veya stresli durumlara karşı verdiği oldukça doğal bir tepkidir. Fakat panik atak bozukluğu yaşayan bir kişide endişe, panik ve stres duyguları hem devamlı olarak, hem de genelde belirgin bir sebep olmadan ortaya çıkmaktadır. Pandemi sonrası özellikle “Acaba virüs bana bulaştı mı?” “Sevdiklerime bir şey olur mu?” “İşimi kaybeder miyim?” gibi akla gelen düşünce ve yoğun endişeler, panik atak hastalarının da bu dönemde yine artışına sebep olmuştur.

4) Sosyal Medya Bağımlılığı

Sosyal medya pandemi öncesi ve sonrası farketmeksizin hayatımızın ayrılmaz bir parçası haline gelmiş durumda. Ancak pandemi öncesi yaşamımızın bir çok kısmı dışarda ve toplum içerisinde geçerken, pandemide gerek yasaklar gerek hastalık korkusu nedeniyle toplumdaki bireyler eve kapanıp, kalabalıktan uzak kaldı. İşte kalabalıktan ve sevdiklerimizden uzak kaldığımız bu dönemde bizi onlara kavuşturan önemli mucize ve silah ise sosyal medya oldu. Sosyal medyaya hem mucize hem de silah olarak tasvir etmemin nedeni, hem düşünce ve fikirleri pandemi, deprem gibi zor dönemlerde ifade etmemize yarayan en önemli araç olması, hem de bireylerin toplumdan daha da kopup yalnızlaşmasına neden olan bir uyuşturucu niteliği taşıması.

Bu ikinci nitelik, daha çok sosyal medyanın bir “bağımlılık” haline dönüştüğü durumlar için geçerli olmakta. Eğer, pandemi sonrası güne başlarken veya günün çoğu saatinde normalden fazla sosyal medyada vakit geçirdiğimizi fark ettiysek biz de artık bir sosyal medya bağımlısı haline gelmiş olabiliriz. Özellikle iş veya arkadaşlarla olan randevularımızı erteliyor, günün geri kalanında kalan kitap okuma, bir yere gitme, market alışverişi yapma, hatta yemek yeme gibi davranışları erteleyip sosyal medyaya daha fazla vakit ayırıyorsak, bunun tamı tamına bir bağımlılık olduğunu söylemek mümkün. Bu nedenle anksiyete, panik atak ve OKB bir yana, en çok yaşanan psikolojik rahatsızlıklar arasında “Sosyal Medya Bağımlılığının görüldüğünü ve görüleceğini söyleyebiliriz.

5) Cave Sendromu

Özellikle pandemi sonrası en çok görülecek hastalıkların başında gelen bir sendrom daha bulunuyor: Cave Sendromu. Yapılan bazı anketlerde kimi insanlar pandemi bittikten veya aşı olduktan sonra da hayatlarına insanlardan uzakta devam edeceğini ve kalabalıklardan uzak durup eski yaşamına dönmeyeceğini ifade etmiş.

İşte bu psikolojik sendroma Mağara Sendromu (Cave Syndrome) denilmekte. En çok da normalleşme sürecinde ortaya çıkan bu rahatsızlık, bir yılı aşkın süredir iş ve sosyal hayattan uzak şekilde evde, karantina süreçlerinde yeni rutinler oluşturmuş olan kişilerin pandemi öncesindeki hayatlarına geri dönmeleri konusunda duydukları endişe ve kaygıyı ifade etmekte. İnsanlar bu süreçte, pandemi öncesindeki gibi maskesiz yan yana durmaktan, el sıkışmaktan ve uçağa binmekten korkar duruma geldi. Ve görülen o ki bu sendromu yaşayan bireyler pandemi sonrası eski alışkanlıklara rahat bir şekilde dönüş yapamayacak.

6) Hastalık hastalığı (Hipokondriyazis)

Hastalığa yakalanmak tüm insanlığın temel korkusu. Ancak çevremizde gördüğümüz tüm hastalık türlerinin kendimizde var olduğunu düşünüp endişelenmek büyük bir psikolojik rahatsızlık belirtisi olmakta. Bu hastalığa sahip kişilere ise halk dilinde “Hastalık hastası” denmektedir. Tıp dilinde ismi “Hipokondriyazis” olan bu rahatsızlıkta, kişi herhangi bir fiziksel rahatsızlığa sahip değildir ancak fiziksel olarak hasta olduğunu düşünür ve vücudundaki belirtileri yanlış bir şekilde yorumlar. Sürekli ciddi bir hastalığı olacağı düşüncesine kapılır, çoğu kez doktor doktor gezebilir.

Peki, içerisinde bulunduğumuz pandemi, hastalık hastası bireylerin çoğalmasına neden olabilir mi? Evet. Pandeminin ilk gününden itibaren hemen herkes mutlaka “Acaba virüs kaptım mı?” diye düşünmüştür. Bu düşünce tek başına ‘hastalık hastası’ olmak için yeterli olmasa da, virüsten yüksek derecede korkan ve sürekli tedirgin bir hayat yaşayan kişilerde bu rahatsızlığa yakalanma oranı oldukça yüksektir. Öyle ki bu kişiler bu dönemde, kurallara normal insanlardan çok daha fazla dikkat etmiş ve ‘korona’ şikâyetiyle sağlam iken çok fazla doktorların kapısını çalmış olabilir.

7) Depresyon

Ve pandemi öncesi ile sonrası fark etmeksizin, her dönem görülen hastalık: Depresyon. İsmi çoğu zaman geçen, basit bir rahatsızlıkmış gibi filmlere, diyaloglara hatta şarkılara konu edinilen depresyon, aslında ismi kadar basit olmayan, oldukça ağır bir psikolojik rahatsızlıktır. Bu dönemde yalnızlaşan bireylerde görülen bu rahatsızlık, içe fazla kapanma, arkadaş ve çevreden uzaklaşma, iştah sorunları, fazla ya da gereğinden az yeme, aşırı kafein ve şeker tüketimi, nedensiz yere ağlama gibi belirtilerle kendini gösterebilir.

Bireyler, yeme-içme ve temizlik gibi günlük ihtiyaçlarını dahi erteleyecek duruma gelir. Pandemi sonrası ortaya çıkan psikolojik rahatsızlıklar arasında belki de en önemlileri arasında bulunan depresyon, eğer başlangıç düzeyinde değil de daha da ilerlemiş durumdaysa, kişiyi intihar düşüncesine kadar sürükleyebilir. Bu sebeple mümkün olduğunca içimize kapanmaktan çok, bu dönemde birileriyle konuşmayı denemeli ve maske-mesafe kurallarına dikkat ederek de olsa insanlarla mutlaka vakit geçirmeliyiz. Eski rutin ve alışkanlıklarımızı bırakmamalı, mümkün olduğunca hiçbir iş bulamasak bile hobilerimizle ilgilenmeliyiz. Hobimiz yoksa bir hobi sahibi olmalıyız.

İnsanoğlu boş durmaya gelemeyen bir varlık. Bu dönemde aklımıza gelen endişe verici ve üzücü düşüncelerden kendimizi kurtarmak için boş durmamalı, mutlaka bir işle meşgul olmalıyız. Özellikle pandemide yakınlarını ve sevdiklerini kaybeden insanlarda görülme sıklığı daha yüksek olan depresyon, bu dönemde görülen kişilerde daha ağır seyredebilir. Çevremizde depresyona meyilli ve normalden fazla içine kapanmış bireyleri fark etmemiz durumunda mutlaka destek olmalı ve bir uzmana yönlendirmeliyiz.

Pandemi sonrası bu rahatsızlıklar dışında pek çok başka psikolojik hastalık görülebileceği de bir gerçek. Ancak unutmamalı ki hayat denen yolculukta, kötü deneyimler olduğu gibi güzel deneyimler de mevcut. Kötüyü görmeden, iyinin değerini anlamak ise imkansızdır. Pandemi sonrası daha güçlü, daha akılcı ve daha yeni düşüncelerle güzel bir hayat sürdürebilmek elimizde. Yapabileceğimiz en önemli şey, kendimizde ve çevremizde gördüğümüz bu rahatsızları görüp fark etmek ve bir uzmana danışıp gereğini yapmak olmalı. Umut dolu bir gelecek ve pandemisiz yarınlar dileğiyle…

Tuğçe Karataş
Tuğçe Karataş


Psikolojinin derinliklerinde insanı anlamaya doğru…
Ruhumuzun ve zihnimizin derinliklerini birlikte keşfedelim…

Tagged , ,

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.