AŞKIN BİYOKİMYASAL FORMÜLÜ

1.939 Views

‘Aşk nedir?’, antropolojiden nörobilime kadar birçok çeşitli alanlarca araştırılan ve cevabı oldukça merak edilen bir soru. Aşkın içyüzü düşündüğümüzden hem daha basit hem de daha karmaşık. Henüz yapbozun tüm parçalarını birleştirdiğimizi söyleyemeyiz fakat bir nebze de olsa aşkın ‘formülünü’ kimya ile açıklayabileceğimizi söyleyebiliriz.

Çekici bulduğunuz biriyle en son ne zaman karşılaştığınızı düşünün. Kekelemiş olabilirsiniz, avuçlarınız terlemiş olabilir, inanılmaz derecede ahmakça bir şey söylemiş ve oradan uzaklaşmaya çalışırken olağanüstü bir şekilde tökezlemiş olabilirsiniz… Hatta bahse girerim ki o sırada kalbinizin ağırlaştığını ve göğsünüzde gümbürdediğini hissediyordunuz. Her ne kadar insanlar yüzyıllar boyu sevgi gibi birçok duygunun kalpten kaynaklandığını düşünse de bilim insanları aşkın tamamen beyinle alakalı olduğunu ve vücudumuzun geri kalanın kontrolden çıkmasının da bu sebepten ötürü olduğunu belirtiyor.

Rutgers’dan Dr. Helen Fisher öncülüğündeki bilimsel ekibe göre, romantik aşk üç kategoriye ayrılabilir: şehvet, çekicilik ve bağlılık. Her kategori, beyinden kaynaklanan kendi hormon grubu ile karakterize edilir.

Resim 1: Aşkın Dr. Helen Fisher’a göre üç kategorisi: şehvet, çekim ve bağlılık.

Şehvet, cinsel tatminle alakalıdır ve evrimsel temelleri her canlıda olan üreme içgüdülerine dayanır çünkü üreme canlılar için genleri aktarma ve türün devamlılığını sağlamak için zorunludur.

İnsanlarda bu içgüdü testosteron ve östrojen hormonlarının testisler ve yumurtalıklar aracılığıyla üretiminden sorumlu olan hipotalamus bölgesi tarafından yönetilir. Bu hormonlar halk arasında kadınlık ve erkeklikle eşleştirilmiş olsa da her iki cinsiyette de bulunur ve hem kadın hem de erkek vücudunu çeşitli seviyelerde etkiler. Hatta testosteron kadın veya erkek fark etmeksizin libidonun artışında rol oynar. Östrojenin bunda daha az etkisi olsa da bazı kadınlar yumurtlama dönemlerinde, yani östrojenlerinin en yüksek olduğu dönemlerde, cinsel açıdan daha motive olduklarını da belirtmiştir.

Çekim, şehvetle yakından ilişkili olsa da başlı başına ayrı bir terimdir. Hipotalamus tarafından üretilen dopamin, beynin ödül mekanizmasını aktive eden ve bize iyi hissettiren şeyler yaptığımızda salınan bir kimyasaldır. Aşkı ele aldığımızda aranızda bir çekim olduğunu düşündüğünüz partnerinizle vakit geçirmek yüksek düzeyde dopamin ve ilgili bir hormon olan nöroepinefrin salgılanmasına sebep olabilir. Ayrıca nöroadrenalin olarak da bilinen nöroepinefrin, stresli olduğumuzda yükselişe geçer ve bizi uyanık tutan ‘savaş ya da kaç’ tepkisinde büyük rol oynar. Son olarak çekim, iştah ve ruh hali ile ilgili olduğu bilinen serotoninde bir azalmaya yol açar ve ilginç bir şekilde bu hormonun düşük seviyeleri obsesif-kompulsif bozukluktan muzdarip insanlarda da kaydedilmiştir. Bilim insanları, aşkın başlangıç ​​aşamalarını karakterize eden aşırı tutkunun altında yatan şeyin bu olduğunu tahmin etmekteler.

Tüm bu kimyasallar insan için baş döndürücü bir etkiye sahip. Bizi enerjik ve coşkulu yapabilir, hatta iştah azalmasına ve uykusuzluğa yol açabilirler ki bu da aslında yemek yiyemeyecek ve uyuyamayacak kadar “âşık” olabileceğiniz anlamına geliyor. Ayrıca âşık insanlara yapılan beyin taramaları ilgi duyulan kişinin fotoğrafına bakıldığında fazlasıyla aktifleşen beynin birincil ödül merkezlerini açıkça gösteriyor. Yani ilgi duyulan kişiyle geçirilen zaman beyin tarafından ‘ödül’ olarak görülüyor.

Bağlılık, uzun vadeli ilişkilerde baskın faktördür. Şehvet ve çekim romantik ilişkilere özelken bağlılık bu ilişkilerin yanı sıra ebeveyn-çocuk ve arkadaşlıklar gibi sosyal yapılara da aracılık eder. Vasopressin ve oksitosin, bağlılık için iki önemli hormondur. Dopamin gibi, oksitosin de hipotalamus tarafından üretilir ve seks, emzirme ve doğum sırasında büyük miktarlarda salınır.

Resim 2: a) Testisler ve yumurtalıklar, cinsel isteği harekete geçiren seks hormonlarını, testosteron ve östrojeni, salgılar. b-c) Dopamin, oksitosin ve vasopressin, beynin birçok hayati işlevi ve duyguyu kontrol eden Hipotalamus bölgesinde üretilir. d) Beynin aşkı etkileyen birkaç bölgesi: prefrontal korteks, hipotalamus ve hipofiz.

Tüm bunlar aşkın pembe resmini çizer: salgılanan hormonlar sizi iyi, ödüllendirilmiş ve romantik partnerlerinize yakın hissettirir. Ancak her şeyin fazlası zarardır sözü, aşk için de geçerli. Yüksek seviyelerde salgılanan dopamin ve serotoninin genellikle kıskançlık, düzensiz davranışlar ve mantıksızlıkla birlikte bir dizi olumlu olmayan duygu ve ruh hali de peşinde getiriyor.

Beynimizde ödül yollarını çalıştıran dopamin orta dozlarda harika sonuçlara yol açar; yemeklerden, heyecan verici olaylardan ve ilişkilerden zevk almamıza yardımcı olur. Öte yandan bir çekim hissettiğimizde aydınlanan bölgeler uyuşturucu bağımlıları kokain aldığında ya da aşırı derecede tatlı yediğimizde de aydınlanır. Bu yüzden fazla salgılanan dopamini bağımlılıkla ilişkilendirebilir, hatta partnerini göremeyen kişilerde rastlanan yoksunluk belirtilerini de duygusal bağımlılıkla açıklayabiliriz. 

Benzer şekilde sağlıklı oksitosin seviyeleri, sosyal yaşantımızdaki insanlara karşı sıcak hissetmemize ve bağlanmamıza yardımcı olurken yüksek oksitosin önyargıyı körükleyebilir. Oksitosinin etnosentrizmde rol oynadığı, yerleşik kültürel gruplarımızdaki insanlara olan sevgimizi artırdığı ve bizden farklı olanları daha yabancılaştırdığı öne sürülmüştür.

Ayrıca cinsel uyarılmanın -bağlılık şartı olmaksızın- prefrontal korteksin bölümleri dahil olmak üzere beynimizin eleştirel düşünmeyi, öz farkındalığı ve rasyonel davranışı düzenleyen bölgelerini devre dışı bıraktığını da biliyoruz. Yani evet, aşk bizi biraz sersemleştirebilir. Son olarak aşkı sebeplendirmenin ve ona bir “formül” atamanın çok da basit bir işlem olmadığını söylemek isteriz. Aşk hakkında devam eden birçok çalışma ve cevaplanacak birçok soru var çünkü beynimizi ve bedenimizi bu kadar karmaşık durumlara sokan bir olguyu yalnızca hormonlara indirgemek mümkün değil. Kim bilir, belki de gelecekte aşkı tamamen biyokimyasal bir perspektifle açıklayabilir ve anlamlaştırabiliriz.

KAYNAK

Wu, K. (2017). Love, Actually: The science behind lust, attraction, and companionship. Science In The News Harvard University.

https://sitn.hms.harvard.edu/flash/2017/love-actually-science-behind-lust-attraction-companionship/

Tagged , , ,

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.