DEVE, ASLAN VE ÇOCUK

2.230 Views

İnsan bir devedir; inançlarını, sorumluluklarını, sorunlarını, dertlerini, duygularını, sorularını, pişmanlıklarını, vicdanını, merhametini, acılarını….. Ruhunu ağırlaştıran her ne varsa büklüm büklüm olmuş sırtına deve gibi yüklenir. Hantal, ağır aksak ilerler ruhu ağırlaştıkça. Yüzü gülmez yahut nadirdir ki onlar da gerçek gülmeler değildir.

Somurtur daima beklemekten, her şeyden memnuniyetsiz, her şeye günah bakan yasakçı dindar gibi. İçinde neye hevesi olsa bir şeyler susturur, her zaman engeldir ve her zaman bir günah taşır istemelerinde. Bu sebeple de isteyemez, emredemez kendine ve de kendine emredemeyen başkalarının emirlerine itaat etmek mecburiyetindedir. Şayet yolu olmayan başkasının yolundan yürür. İnanmak, tapınmak zaruriyeti doğar böyle bir insana.

Aslında her ne günahsa bu dünyada ölmeye saklar yaşamayı; zinanın helal olduğu huriler, helal olan haramların da dahil olduğu içkiler, aza kanaati öven yeryüzünün bolluk içinde yüzen cennetleri ve tapındığı tanrının kendisiymiş gibi bir yaşam sürmeyi… Yükünün altında ezilmeye gelmiş, her daim zincire vurulmuş boş bir avuntunun esiri olmuş develerdir işte böyleleri. Ruh zevki istedikçe beden kırbaçlamaya geçerek terbiye eder, ruh zevk istedikçe beden yemini suyunu keser terbiye eder.

Peki tek olması gereken acı mıdır insan için, zevk yasak bir meyve midir? Fakat sonsuz acı sonsuz zevki de peşinde getirir. Zevki yok etmek için acının da yok olması gerekmez midir? Sürekli bir terbiye hali varoluşumuzu acılar üzerine inşa etmez mi? Fakat insana daha çok acı gerekir, daha fazla kötülük gerekir ki daha iyiye gidebilsin. Hareket halinde olmanın, yaratmanın yolu onu her zaman itecek kötülüklerin varlığıdır. İlkçağlarda çiğ etin karın ağrısı değil miydi ateşin keşfine tanıklık eden? Yahut odunun ucunun sivriltilmesi vahşi hayvanlara karşı hayatta kalma güdüsünden değil miydi?

Her şey bir oluş ve yok oluş içindedir. Zira bu da var olmanın cezasıdır. Anaksimandros görüşüyle “Var olan yok olmak zorundadır”. Yok, olan da var olmak zorundadır. Birbirini kovalayan yılan ve kuyruğu gibi bir döngü içinde de insan sonsuzca gelir ve sonsuzca gider. Fakat her geliş bir öncekinin tekrarı da değildir. Nihayetinde her şey bir akış yani bir değişim halindedir. Herakleitos deyimiyle “Değişmeyen tek şey değişimin kendisidir.”

Her geliş yeni yollar sunar insana, yeni seçimler yeni senaryolar ve yeni sonuçlar doğurur. Hem ikinci geliş ilkinin aynısı nasıl olabilirdi ki? Öyle olsa ikinci denmezdi. Platon’da da vardır, idealar evreninin kopyaları evrenin her yerine saçılmıştır. Hepsine masa desek de ilk masa ikinci masa ile aynı mıdır? Yahut kırıldıktan sonra tamir edilen masa yine ilk masa mıdır? Biz bilmesek bile hakikatin kendisi ona ikinci masa diyecektir. Ben benin kaçıncı kopyası olduğunu bilmesem de hakikat bilecektir, kopyası olmam hakikati.

Bir yükseliş için bir batış gereklidir, insanın aşılması gereklidir. Emredilen olmaktan çıkıp emreden bir efendiye dönüşmek, kendi ormanının kralı olabilmek için insan önce bir aslana dönüşmelidir. Kendine hükmetmeli; emretmeli ve itaat etmelidir yalnızca kendine, kendi yolunda, kendi hakikatine.

Çocuk ise yeni değerler yaratandır. Daha önceleri kumdan bir kale yaratıp sıkılınca tekmeleyerek yıktıktan sonra dünyayı yaratan ve sıkılınca çekip giden tanrı gibi. Lakin o tanrı çekip gitmesiyle öldü. Bizler için bir fırsattır, kendi kendimizin tanrısı olma ve özgürce yaratmanın fırsatı. Nihayet böğrümüze oturmuş öküzün kalkmasıyla serbest kalan biz at sinekleri, nihayetinde bu atı rahatsız edebileceğiz.

Tagged , ,

2 thoughts on “DEVE, ASLAN VE ÇOCUK

  1. Okuduğum en güzel metaforlu aktarımdı. Ellerine sağlık sevgili Ebru 🙂

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.