İLK VİRÜSÜN KEŞFİ VE KORONAVİRÜS

1.934 Views

        Koronavirüs hayatımıza girdikten sonra dünya çapında bunun nedenleri araştırılır oldu. Farkettik ki aslında işin başlangıcını bilmeden bunu öğrenmemiz mümkün olmayacaktı, yani sizi ilk virüsün keşfine kadar götürdük.

Hollanda’daki tütün çiftlikleri, bitkileri bodur bırakan ve yapraklara mozaik şeklinde ölü bir görüntü veren hastalık yüzünden yerle bir olduğunda takvimler 1879’u gösteriyordu. Çiftliklerini terk etmek zorunda kalan Hollandalı çiftçiler,  henüz genç bir tarım kimyageri olan Adolf Mayer’den bu hastalığı incelemesini istedi ve o dönem Hollanda’nın Wageningen şehrinde Zirai Deney Merkezinin yöneticisi olan Mayer çalışmalara başladı.

Önce tütünün yetiştiği çevreyi, toprağı ve sıcaklığı araştırdı ancak sağlıklı tütün bitkisini hastalıklı olandan ayırt eden bir şey bulamadığında görülemeyen bir enfeksiyon olabileceği fikrine kapıldı. O dönemde bitki bilimciler mantarın patates ve diğer bitkilere hastalık bulaştırabildiğini ispatlamışlardı, bu yüzden ilk önce mantardan şüphelendi ancak bir kanıt bulamadı. Sorunun bir diğer şüphesi olan asalak solucanlardan kaynaklanmadığını fark ettiğinde ise son çare olarak hasta tütün bitkisinden aldığı özsuyunu sağlıklı tütün bitkisine vermiş ve sağlıklı olanların hastalandığını görmüştü.

Hastalık yapan maddelerin bitkinin iç kısmında çoğaldığını düşünen Mayer, hasta bitkilerden aldığı özsuyunu laboratuvarda kuluçkaya yatırdı ve bir topluluğunun oluştuğunu gördü, hatta topluluk o kadar büyüktü ki onları çıplak gözle bile görebiliyordu. Bu ‘bakteri’nin hastalığın kaynağı olup olmadığını anlayabilmek için onları sağlıklı tütün bitkilerine verdi ancak sonuç başarısız olmuş, sağlıklı bitkiler hastalanmamıştı.

Bakteri sandığı bu canlıların ışık mikroskobunda görülemeyeceğinden habersiz olan Mayer, özsuyunu bu defa mikroskopta inceledi ancak onları bulamadı. Yine de bu hastalığa bir bakterinin sebep olduğunu savunan bilim insanı, bu bakterilerin özsuyu bir filtre kâğıtla süzüldüğünde elde edilebileceğini iddia etti. 1886 yılında yayımlanan raporda ‘tütün mozaik hastalığı’ adını verdiği hastalığın belirtilerini açıkladı ancak yanlış çıkarımları yüzünden ‘virüs’lerin varlığını kanıtlayamadı

Mayer’in iddiası, bu hastalık etkeninin süzülemeyeceğini gösteren bir başka Hollandalı bilim insanı Martinus Beijerinck tarafından tekrarlandı. Beijerinck, bu bakteriden daha farklı ve daha küçük bir şeyin tütün mozaik hastalığından sorumlu tutulup tutulmayacağını merak etti. Önce hastalıklı bitkileri ezdi ve elde ettiği sıvıyı hem bitki hücrelerinin hem de bakterinin geçmesini engelleyen hassas bir filtre yoluyla süzdü. Ardından süzülen bu sıvıyı sağlıklı bitkilere veren Beijerinck bitkilerin hastalandığını görmüştü.

            Tüm bunlar hastalanmış bitkileri özsuyunda kendi kendini kopyalayıp hastalığı yayabilen, aynı zamanda bakteriden daha küçük olan canlıların varlığını işaret ediyordu. Beijerinck bunu “bulaşıcı yaşam akışkanı” olarak adlandırdı ve bu yaşam akışkanının taşıdığı belirsiz yapıların biyologların şimdiye kadar bildiklerinden farklı bir yaşam türü olduğunu belirtti. Bu tür her ne ise sadece akıl almaz derecede küçük değil, hatırı sayılır derecede de dirençliydi. Alkol eklediğinde dahi aynı şekilde hastalık oluşturabiliyor, kaynama noktasına kadar ısıtıldığında dahi zarar görmüyordu. Filtre kâğıdını hastalıklı bitki özsuyuna sokup kurumaya bıraktı, kâğıdı tekrar ıslattığında sağlıklı bitkiler yine hasta oluyordu.

Beijerinck ‘virüs’ kelimesini bulaşıcı yaşam akışkanı adını verdiği sıvının yapısında bulunan gizemli maddeyi açıklamak için belirttiğinde birileri bu kelimeyi ilk kez bizim bugün yaptığımız gibi kullanmıştı.




Resim 1: Tütün Mozaik Virüsü

1898 yılında kayıtlara geçen ilk virüsün ardından onlarca virüs ve sebep olduğu onlarca hastalık keşfedildi ve keşfedilmeye de devam ediyor. Nitekim takvimler 2019’u gösterdiğinde hayatlarımız aslında yıllardır var olan ancak ilk defa insanları enfekte eden bir başka virüs yüzünden yerle bir oldu: koronavirüs.

Koronavirüs ilk defa 1965 yılında Tyrrel ve Bynoe, 1966 yılında Hamre ve Procknow tarafından kültürde üretildi. Coronaviridae familyasına ait bu tür, birçok alttürü kapsıyor. Bugün insanları enfekte ettiği bilinen yedi koronavirüs alttürüne ek olarak onların yarasa, domuz, kedi, köpek, kemirgen ve kanatlıları da enfekte edebildiğini biliyoruz.


Resim 2: Koronavirüsün şematik yapısı

Bilim insanları koronavirüsün beş yapısal proteinden oluştuğunu söylüyor: nükleokapsid, zarf proteinleri, membran proteinleri, hemaglütinin esteraz glikoproteini ve spike proteinleri.

            2019 kışında Çin’de kaynağı bilinmeyen bir grup zatürre vakasının tespit edilmesiyle hayatımıza giren bu virüs türünün SARS, MERS, grip ya da bir başka patojen olmadığı hızlıca duyuruldu. Bu yeni virüsün tespit edildiği yer Wuhan’dı ancak başka bir yerden gelmiş olması muhtemeldi.



Resim 3: Pandemilere yol açan koronavirüslerin kaynakları

Araştırmalar kaynağın hayvan pazarları olabildiğini söylediğinde gözler oraya çevrildi. 41 vakanın incelenmesiyle oluşturulan verilerin %70’i, deniz ürünlerinin ve yasadışı yollarla yakalanıp müşterilerinin önünde kesilen canlı hayvanların satıldığı ‘Huanna Deniz Ürünleri Pazarı’nın düzenli müşterileri, çalışanları ve sahipleri tarafından oluşturuluyordu. Ancak yine de elimizde virüsün kaynağının bu hayvan pazarı olduğunu söyleyen kesin kanıtlar yok.

Virüsün genetik dizisinin yayınlanmasının ardından bu dizinin ve birçok SARS-COV-2’nin Çin’in Yunnan eyaletindeki nalburlu yarasalarında görülen türe benzerliği dikkat çekti. SARS’tan sonra toplanan ve saklanan örnekler, RaTG13 yarasa virüsünün COVID-19’a neden olan yeni bir tanesi ile %96 benzer olduğunu gösteriyordu.

Nitekim bu yeni virüsün de SARS ve MERS gibi bir konağa, bu durumda insana, ihtiyacı vardı. Mart ayında Nature’da yayımlanan genetik verilere göre virüsün sahip olduğu ve yakın akrabalarında da görülen ‘spike protein’, insan hücrelerinin hücre membranında görülen ‘ACE2 reseptörü’ne bağlanıyordu.

Yarasa virüslerinin bu tür bir uyumluluğu yoktu ancak malaya pangolinlerindeki koronavirüslerin vardı. Bu, pangolinlerin COVID-19 virüsünün şüphelenilen kaynakları arasında yer almasına sebep olsa da bu canlıların insanlarla olan zayıf iletişimleri bir araştırma konusu olmaya devam ediyor.

KAYNAKÇA

Virüs Gezegeni- Carl Zimmer

Tagged ,

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.