TANRI ALGISI

1.524 Views

                                                   

 Tanrı Algısı; Antik Yunan, Eski Mısır ve daha nice uygarlık tanrıyı doğuştan gelen bir ihtiyaç gibi evrenin bir köşesinde arayıp durmuştur. Kimi medeniyetler güneşi, ayı, yıldızları tanrı olarak düşünmüş; kimileri ise okyanuslara, havaya, bilgiye hükmeden insan kılıklı tanrılar düşünmüştür. Peki neden bir tanrı imgesine ihtiyaç duyarız? Ve bu imgeleri neye göre belirleriz? Sahi, tanrı neye benzer?

  Antik Yunan sofistlerinden Prodikos’a göre “İnsanlar, hayatlarında kendilerine faydalı olarak gördükleri bazı şeyleri tanrılar olarak adlandırmışlardır. Ekmeğe Demeter, şaraba Dionizos, ateşe Hephaistos gözüyle bakmaları bu sebepledir.” Gerçekten de birçok eski medeniyet kendilerine ihtiyaç olarak gördükleri ve bu ihtiyaçtan ötürü önemsedikleri maddeleri yücelterek onlara tapılası, tanrı gözüyle bakmışlardır. Bir diğer elzem konu ise tanrıların insan suretinde düşünülmesidir. İnsanlar çevrelerine baktığında kendilerinden daha üstün yeteneklere sahip başka bir canlı göremeyince tanrının da kendileri gibi olduğunu düşünmüş olmaları muhtemel.

Tanrı Algısı-Temsili

Bununla birlikte“ Tanrıların insanları kendi imgesine göre yarattığı gibi insanların da tanrıyı kendi imgesine göre yaratması” düşüncesi önemli bir noktaya değinmektedir ki bu da kimin kimi yarattığı hususunda düşünce krizine yol açmaktadır. 18.yy yazarı ve düşünürü Voltaire’ın ifadesiyle “ Tanrı olmasaydı, onu yaratmak gerekirdi.” Ve Fransız ekonomist ve düşünür Proudhon’un “Tanrı insanları değil, insanlar tanrıyı yarattı.” Sözleri tanrının aslında bir yanılsama olduğunu ve bir grup insanın kendi çıkarlarını meşru kılabilmek için kitlelere uyguladığı din algısı olarak görülmektedir. Karl Marx’ın “Din, kitlelerin afyonudur.” Derken başka bir konuyu kastetmediği açıktır. Bunun en belirgin örneğini ise Hindistan kast sistemi vermektedir.

Direkt olarak toplumsal statü kalıplarının içine doğan bebek için gelecekte nereye kadar gelebileceği bellidir ve bu sınıfın dışına çıkması da mümkün değildir. Peki diğer üst sınıfın aptal çocuğunun durumu? Tabiki de hiçbir iş tutmasa da kültür sahibi olamasa da önemli değil, doğuştan zengindir. İşte buradaki çocuğun bolluk içinde bu dünyada yaşaması, öteki alt sınıftaki ailenin, bolluğu cennetten beklemesiyle meşru kılınır. Nitekim bu dünyada çektikleri her türlü sefalet onlara öteki dünyada cennetin altın çanaklarında mükafat olarak geri dönecektir. İşte tam da buradaki bu “kabullenişte” oynanan kirli oyunu görebilmekteyiz; büyük resimdeki tanrı yanılgısını.

Bir diğer örneği de din savaşları üzerinden vermek gerekir. Gerek Hristiyan aleminin kanlı haçlı seferleri, gerekse İslam aleminin cihat seferleri… Kitleleri akın akın savaşa sürükleyebilmenin en etkili yolu dini kullanmaktır. Aslına bakılırsa bu savaşlar dinin ve ölen onlarca insanların değil, dinin gücünü sömürü unsuru olarak kullanan kukla tiyatrosunun kukla oynatıcıları din adamlarının yararına olmuştur. Onlar savaş ganimetleri içinde yüzerken, savaşa gidenlere cennetten topraklar, Aden’in altın bahçeleri sunulmuştur. Gülünç olan şu ki hepsinde de yürütülen senaryoda bir kesimin bolluk içinde yüzmesi, diğerinin cennetten ümidi…

 “Büyük adamlar büyük yalanlar söyler” demek istiyorum, varın gerisini siz düşünün.

Değerlendirme: 0.5 / 5.

KAYNAKÇA

Ahmet Arslan- İlkçağ Felsefe Tarihi 1

Bertrand Russel- Batı Felsefesi Tarihi

Tagged , , ,

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.