Yepyeni Bir Çağ: Antroposen

909 Views

Bu yazıyı tamamen insan aklıyla tasarlanmış üst üste birçok hanenin barındığı beton duvarların arasında insan aklıyla yapılmış bir bilgisayar vasıtasıyla yazıyor ve yine insan aklı ile üretilmiş kalemlerimle insan yapımı kâğıtlara notlarımı alıyorum. Yazım ‘web sitesi’ denilen bir ortamda yayımlanacak ve internete erişim sağlayabilen herkes ulaşabilecek.

Atalarımız da tıpkı bugün yaptığımız gibi tüm bilgi birikimi ve deneyimlerini kuşaklar boyu aktarabilmiş ve hayranlık duyulan bir gezegen bırakmışlar bizlere. Homo sapiens’in bazı sivri bireyleri bu geldiğimiz noktayı “Antroposen Çağı” olarak adlandırmışlar. Şimdi gelin, neymiş bu kavram detaylıca inceleyelim.

“Çağ nedir?” sorusunun incelenmesinin bize yardımcı olabileceğini düşündüğümden kısaca çağları tanıyalım. Burada çağlardan bahsederken, isimlerini sıkça duyduğumuz “Bakır, Demir ve Tunç Çağı” gibi tarih öncesi dönemleri değil, çok daha eskiye uzanan bir kavramı ele alacağız.

Üzerinde yaşadığımız yerkürede tam 4.5 milyar yıl geriye gidebiliyoruz. Bunun bir sayı olarak zikredilmesinden ziyade tahayyül edebilmemiz açısından birkaç örnek vermek isterim. 4.5 milyar, dokuz arkadaşın ortalama 70 yaşına kadar her gün bir araya gelip 16 saat boyunca sayı saymaya başladığında ancak ulaşılabilecek bir sayı. 4.5 milyar yıl ise aynı hesapla günde 16 saatten 70 yıl sırasıyla saymak için 2925 kişi gerektirirdi. Zira 4.5 milyar yıl 1.642.500.000.000 gün demekti. Biz insanlar da ömrümüzle kıyaslandığında aklımızın alamayacağı kadar yaşlı gezegenimizi bazı kritik olayları, özellikle biyoçeşitlilikteki yok oluşları (mass extinctions), referans alarak ve yazının en başında bahsedilen aklımızı kullanarak çağlara ayırmışız.



Resim1: Uluslararası Kronostratigrafi Tablosu (https://stratigraphy.org/chart)

Resimdeki tablo oluşturulurken farklı teoriler de ortaya atılmış olabilir. Yine de bu teorilerin fosillerle ve kaya ve kül yaşlandırmaları gibi tekniklerle elde edilen veriler temel alınarak oluşturulduğunu ve doğruya en yakın sonuca ulaşılmaya çalışıldığını eklememizde fayda var.

Bilim insanları yerküremizde gerçekleşmiş beş büyük ve birçok da küçük yol oluş kaydetmiş. Bunların sebebi bazen buzullar, bazen volkan patlamaları, bazen de küresel ısınma. Hatta bu sebeplere yerkürede bulunan türlerin -hakkında ne filmler ortaya konmuş ‘dinozor’ türü dâhil- yaklaşık %75’inin yok olmasına sebep olan asteroidleri de ekleyebiliriz. Bu da yukarıda gösterilen tablonun en solundaki yeşilin bitişine, yani 66.4 milyon yıl önceye götürüyor bizleri.


Resim 2: Dinazorlar Çağı (https://www.itl.cat/)

Şimdi çağları anladığımıza göre ‘antroposen’ kavramına gelebiliriz. Nobel ödüllü kimyacı Paul Crutzen, yerbilimci Zalasiewicz ve Williams,  ekologlar ve paleontoglardan oluşan bir grup bilim insanı 2007 yılında Environmental Science and Technology dergisinde Dünya’nın yepyeni bir çağa girdiğini ve bu çağa “Antroposen” denmesi gerektiğini savunan bir makale yayımladı.

Yazımızın önceki bölümlerinde bilim insanlarının kitlesel yok oluş teorilerini destekleyecek sebepler ortaya koyduğunu ve daha önce hiç görülmemiş fosilleri veya tortul tabakalar arasındaki değişimleri ele aldıklarını söylemiştik. Fakat Antroposen Çağı’nın varlığını savunan kişiler kontrolsüz nüfus artışını, betonarme kentlerin hızlı türeyişini ve sera gazlarının gün geçtikçe yükselişini sebep olarak gösterdi. Yani anlayacağınız Antroposen Çağı’nda bu sebepler yerini tamamen insan türünün yerküredeki etkilerine bırakmış durumda.

Peki, etkilerimiz gerçekten de jeolojik devirlerde bir çağ açıp bir çağ kapatacak kadar büyük mü?


Resim 3: Antroposen illüstrasyonu (https://oggito.com/)

Crutzen ve arkadaşlarının tamamen haklı veya tamamen haksız olduklarını söylemek çok zor. Evet, ortada bir küresel ısınma sorunu var ve fosil yakıt kullanımının zirvelere çıktığını söyleyebiliriz. Ancak ben bu noktada David Biello’nun 2016 tarihli TED yazısından bir alıntı yapmak isterim:

“Antroposen fikrindeki temel amaç bizi biraz daha az insanmerkezci bir yaklaşım benimsemeye ikna etme umuduyla insanların dünyayı değiştiren etkilerini tanıtmaktır. Başka bir kitlesel yok oluştan kaçınmak istiyorsak insanların bitkilere ve hayvanlara yer açması gerekiyor. Dünyanın kirlilik sorunları birlikte ele alınmalı, yoksa hiçbir şekilde çözülemeyecekler. Antroposen fikrinin amacı insanlığın aslında bir buzul veya bir asteroit gibi olmadığını kanıtlamaktır. Antroposen belirtileri giderek daha yaygın ve kalıcı hale gelse bile daha iyisini yapmayı seçebiliriz.”

Bulunduğumuz noktada en doğru yorumlardan birinin bu olduğunu düşünüyorum. Etkilerimiz gerçekten de bir asteroid veya volkanın doğaya meydan okuyarak çağ değiştirebiliyor olması kadar büyük mü, değil mi? Bunu çok çok uzun yıllar sonra göreceğiz.

Eğer bu kadar etki yarattıysa yerkürede insan türünü –bilimsel mantıktan biraz uzaklaşarak- bir çağ olarak nitelendirip ismine ‘Antroposen’ demek yapılabilecek en kolay işlerden biri olurdu herhalde.

Günümüzde alınması gereken en temel aksiyonun konu hakkında herkesin yeterince bilinçlendirilmesi ve hayatlarımızda en çok saygı duyduğumuz olgu veya nesnenin ‘doğa’ haline gelmesi gerektiğini düşünüyorum.

Değerli vaktiniz için teşekkür ediyor, düşüncelerinizi merakla bekliyorum.

KAYNAK

Gürbüz, E. (2013). Jeolojik İmzamız: Antroposen. Bilim ve Teknik. Retrieved from https://e-dergi.tubitak.gov.tr/edergi/yazi.pdf?dergiKodu=4&cilt=46&sayi=806&sayfa=74&yaziid=34687

Tagged ,

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.