KİM BU ROMALI CİCERO?

371 Views

Tam adı Marcus Tullius Cicero MÖ. 106-43 yılları arasında yaşamış Romalı hatip, filozof ve devlet adamıdır. Daha çocuk yaştayken babasının özendirmesiyle felsefeye ilgi duymaya başlamıştır. İlk gençlik yıllarında (MÖ.88’den önce) Roma’da Epiküros okulunun başkanı olan Phaidros’un derslerini izlemiştir. Öte yandan evini paylaştığı ve ölümünden sonra mirasçısı olacak denli de yakınlık kurduğu Stoacı Diodotos’un felsefi görüşlerini de benimsemiştir. Epikür ve Stoa haricinde Akademia (Platon’un kurduğu felsefe okulu) okulunun görüşlerini de Roma’da Philon’un ağzından tanıma imkanı elde etmiştir. Öğrenimi boyunca felsefe bilgisini de retorik bilgileriyle birleştirmiştir.

Çalışma yaşamına MÖ.81’de Roma’da avukat olarak başlamış, adını Pro Quinctio savunmasıyla duyurmuştur. Cinayetle suçlanan Roscius’u savunduğu davada kazandığı başarı ile dikkat çekmiştir. Cicero bu savunmada diktatör Sulla ve yönetimini dolaylı olarak yerdiği için Roma’da bulunmanın sakıncalı olabileceğini düşünerek felsefe ve retorik öğrenimi bahanesiyle Atina’ya gitmiştir. Bu zamanlarda Akademia’nın yeni başkanı Antiokhos’tan Stoa ve Akademia öğretileri arasında bağlantı kuran dersleri almıştır.

 Roma’ya döndükten sonra kamu işlerinde faaliyet göstermeye başlamıştır. Konsüllüğe kadar yükselmiş, bu sırada meydana gelen Catilina ayaklanmasını bastırmış fakat ayaklanmanın ele başını yargı önüne çıkartmadan boğdurttuğu için sürgüne gönderilmiştir.

CİCERO

Yaklaşık bir sene sonra Julius Caesar tarafından Roma’ya geri çağrılmış, başlangıçta Caesar’a destek vermiş gibi görünse de aslında ona karşı olduğunu; Caesar-Pompeius arasındaki yönetimi ele geçirme çekişmesinde Caesar’ın göstermiş olduğu yakınlığı geri çevirip Yunanistan’daki cumhuriyetçilere katılarak göstermiştir. Nihayetinde Caesar’ın kurmak istediği monarşiye karşı olan Cicero, bir süre için elini eteğini devlet işlerinden çektiyse de kamuya yarar sağlama amacını farklı bir alanda yerine getirir. Bu yol da, Yunanca aslından anlaşılması zor fakat okunması elzem felsefi eserleri Latinceye çevirmektir. Bu anlamda kendisinin Latin terminolojisine yadsınamayacak derecede ciddi boyutta katkıları olmuştur. Öte yandan kendisini bu yola vermesinin bir nedeni de kızı Tullia’nın ölümü ile başka ne yapacağını bilememe ifadesidir.

– “Kendimi bu çalışmaya vermem için beni yüreklendiren başka bir şey de yazgının büyük, ağır ve haksız bir darbeyle ruhumda açtığı yaradır. Bu acıyı hafifletmek için daha etkili bir şey bulabilseydim, böyle bir teselli yoluna başvurmazdım; fakat kendimi yalnız kitap okumaya değil, felsefenin tüm ayrıntılarını tarayarak yazmaya vermekten daha mantıklı bir şey düşünemedim.” (Cicero)

Cicero avukat ve siyasi kimliğinin yanı sıra devlete hizmet etmeye emekliliğinden ve Caesar’ın monarşisi üzerine siyasetten elini eteğini çektiği inziva zamanlarında felsefe türündeki Yunan edebiyatı eserlerini Latince’ye çevirerek aynı şekilde kendisinin de ifade ettiği üzere bir kamu hizmeti yapmaya devam etmiştir. Bu sebeple salt felsefe eseri ortaya koymak yerine genel olarak bu çeviriler sırasında eserlere yorumlarını da ekleyerek kendi görüşlerini ortaya koymuştur. Esasen Akademia ve Peripatetiklerin (Aristoteles’in kurduğu okul) aynı kaynaklardan (Sokratesçi gelenekten) beslendikleri ve Aristo’nun Platon’un öğrencisi olması dolayısıyla aslında aynı şeyi ifade ettikleri dolayısıyla birbirinden farklı olmadıklarını ortaya koyan uzlaşmacı düşüncededir. Aynı şekilde kendi düşünce sistemi de Stoa-Epiküros-Akademia-Peripatetik öğretilerinin birleşiminden meydana gelmektedir.

 Genel olarak onun da uğraştığı konular Platon’un İdeal Devlet çevirisindeki gibi bir devlet tasarımı ve Platon’un Yasalar adlı eserinde yer verdiği ideal devlet adamının nasıl olması gerektiği üzerinedir ki bu iki eserin çevirisini yaparken de kendi düşüncelerini oluşturmuştur. Öncelikle ideal devlet onun gözünde Platon’nunkinin aksine ayakları yere basan ,somut bir ifadesi olan gerçek bir devlet yani Roma’dır. Roma onun için yasalarıyla birlikte olup olabilecek yeryüzündeki en iyi en ideal devlettir. Aristoteles’in ve Platon’un da yaptığı gibi yönetim biçimlerini sıralamış ve hangi rejimin ne şekilde hangi rejime dönüşerek çürüdüğünü-bozulduğunu ifade etmiştir. İdeal devlet adamı ise Romulus’tur.

KRAL ROMULUS

Zira bütün krallar Romulus gibi olsaydı, krallık hiç de öyle nefret edilen bir yönetim olmazdı. Bir kralın aslında yurttaşlarının refahını düşünen, adeta bir baba gibi onlara bakan, adaletli bir insan olması lazımdır ama neredeyse her zaman ve her yerde krallık, kötü biçimi olan tiranlığa dönüşmeye meyleder”. (Cicero)

 Cicero rhetorica (retorik) eğitimini De Re Publica eserinde ortaya koyduğu ideal devletin başına geçirmek istediği ideal hatibin (doctus orator) yetişmesi için gerekli görür. Cicero’nun ideal hatibi Platon’un filozof kralına benzer ama ondan farklı yanları da vardır. Retorik eğitiminin kapsamında maharete dayalı, pratik, geçim sağlayan sanatlara karşıt olarak insanın zihnini eğiten, onu özgürleştiren sanatlar olmalarıdır (günümüzde bu uğraşılara zanaat denmekte). Bunun haricinde geometri,astronomi, mantık ( hitabetin biçimini belirler) ve tarihi bilgi birikimi  elde etmekte de çok önemli olan felsefenin öğretilmesi gerekir.   Cicero özgür sanatlarda eğitim almayan kişinin mükemmel bir hatip olamayacağını düşünür. Dahası bu sanatlarda eğitim almış olmak “insan” diye nitelendirilmesinin ön koşuludur.  Cicero’ya göre yasalar, dolayısıyla hukuk, insan iradesinin sonucu değildir. Yasa bütün dünyayı ve evreni yöneten, yüce, ölümsüz bir şeydir, tanrının aklı, nihai düşüncesidir. Cicero ilk eserlerinde lex naturalis (doğal yasa) ile lex (yazılı yasa, kanun) ve consuetudo (örf, alışkanlık, gelenek) arasında fark gözetir. Cicero’ya göre lex sözcüğü yazılı hale geçerek, emir veya yasak yoluyla dilediğini kanunlaştıran şeydir ve genelde insanların okuması amacıyla yapılır.

Consuetudo ise hem doğadan türetilen hem de geleneklerle kuvvetlenen ilkelerdir. Bu üçü içinde hakiki yasa adını hak eden lex naturalis’tir. Bu gelenek görenekler ya da meclisler tarafından çıkarılan yasalar, toplumun yararına olma amacını gerçekleştirmedikleri sürece, yasa adını gerçekten hak etmezler. Hukuku, yaptırımı olan yasalardan sıyırıp, ideal bir durum olarak ele alırsak, vicdan en temel kavram olup çıkıverir. Ceza korkusunun olmadığı yerde kişiyi bağlayıcı kılan şey vicdanıdır (conscientia), doğru olanı yapmaya yönlendiren, yanlış yapmasına izin vermeyen, yanlış yaptığı takdirde de yakasını bırakmayan vicdanın bu evrensel yasa olduğunu ileri sürmüştür.  Cicero politikadan ayrılıp yoğun bir şekilde felsefe ile ilgilenirken, MÖ. 15 Mart 44 yılında Caesar’ın öldürülmesi üzerine yeniden politikaya dönmüştür. 

 Caesar’ın ölümünden sonra devleti tek başına ele geçirerek tek adam yönetimini getirmesinden çekindiği Marcus Antonius’u hedef alan söylevleriyle öne çıkmıştır. Cicero’nun M.Ö. 44-43 yıllarında verdiği söylevlerin tamamını kapsayan Philippicae Söylevleri onun Marcus Antonius’a olan eleştirel tutumunu yansıtır. Bu eleştirel tutumun temelindeki sebep ise Plutarkhos’un Marcus Antonius adlı eserinde karşımıza çıkmaktadır. Plutarkhos’a göre Marcus Antonius’un annesi Iulia, eşinin ölümünden sonra Cornelius Lentulus ile evlenmişti. Fakat Cornelius Lentulus, M.Ö. 63 yılında halkın borçlarını affetme vaadiyle ikinci kez konsül adayı olan fakat rejim değişikliği istemeyen tarafın çoğunlukta olması nedeniyle seçilemeyen Catilina’nın başlattığı Catilina İsyanı’na katıldığı gerekçesinden yola çıkarak Cicero’nun emriyle öldürüldü. Dolayısıyla bu olay Cicero-Marcus Antonius arasındaki kin ve düşmanlığın ilk sebebi oldu. İkili arasındaki bu düşmanlık, Cicero’nun söylevlerinde sıkça yer verdiği ağır ithamlarda da açıkça görülmektedir.

Marcus Antonious

Caesar’ın 15 Mart 44 yılında öldürüldüğü sırada konsül olarak görev yapan Marcus Antonius’un siyasi girişimleri Cicero’nun söylevlerinde fazlasıyla yer bulmuştur. Bu söylevlerden sadece Birinci Philippicae Söylevi diğer söylevlerden farklıdır. Zira Cicero, 2 Eylül 44 yılında vermeye başladığı söylevlerin ilki olan Birinci Philippicae Söylevi’nde Marcus Antonius’a karşı fazlasıyla ılımlı hatta uzlaşmacı bir tutum içinde olmuştur. Fakat Marcus Antonius, Cicero’nun bu ılımlı yaklaşımı ve konuşmasından dahi rahatsız olmuş ve ona karşı bir savunma yapma ihtiyacı hissetmiştir. Bunun üzerine Marcus Antonius 19 Eylül 44’te Cicero’ya karşı bir söylev vermiştir. Bu söylevde Cicero’ya olan düşmanlığını açık bir dille ortaya koyan Marcus Antonius’un konuşması, Cicero tarafından çok ağır bir dille eleştirilmiştir. Öyle ki Cicero, Marcus Antonius’u “orationem ex ore imprussimo evomuit” yani “son derece iğrenç ağzından kusarcasına bir söylev verdi” diyerek eleştirmiştir. Fakat Cicero’nun Marcus Antonius’u alçak, namussuz, hırsız ve vatan haini olarak göstermek amacıyla verdiği bu söylevler onun hayatına mal olmuştur.

Caesar’ın öldürüldüğü an temsili

Caesar’ın 15 Mart 44 yılında öldürüldüğü sırada konsül olarak görev yapan Marcus Antonius’un siyasi girişimleri Cicero’nun söylevlerinde fazlasıyla yer bulmuştur. Bu söylevlerden sadece Birinci Philippicae Söylevi diğer söylevlerden farklıdır. Zira Cicero, 2 Eylül 44 yılında vermeye başladığı söylevlerin ilki olan Birinci Philippicae Söylevi’nde Marcus Antonius’a karşı fazlasıyla ılımlı hatta uzlaşmacı bir tutum içinde olmuştur. Fakat Marcus Antonius, Cicero’nun bu ılımlı yaklaşımı ve konuşmasından dahi rahatsız olmuş ve ona karşı bir savunma yapma ihtiyacı hissetmiştir. Bunun üzerine Marcus Antonius 19 Eylül 44’te Cicero’ya karşı bir söylev vermiştir. Bu söylevde Cicero’ya olan düşmanlığını açık bir dille ortaya koyan Marcus Antonius’un konuşması, Cicero tarafından çok ağır bir dille eleştirilmiştir. Öyle ki Cicero, Marcus Antonius’u “orationem ex ore imprussimo evomuit” yani “son derece iğrenç ağzından kusarcasına bir söylev verdi” diyerek eleştirmiştir. Fakat Cicero’nun Marcus Antonius’u alçak, namussuz, hırsız ve vatan haini olarak göstermek amacıyla verdiği bu söylevler onun hayatına mal olmuştur.

Değerlendirme: 3.5 / 5.

                                                             

  KAYNAKÇA                   

ACADEMICA I. KITAP Yazan: MARCUS TULLIUS CICERO Çevirenler: F. GÜL OZAKTÜRK. – Ü. FAFO TELATAR

Cicero Tanrıların Doğası/ Doğubatı yayınları/ Çevirenler: F.Gül Özaktürk-Ü.Fafo Telatar

Cicero’nun Marcus Antonius Stratejisi: Philippicae Söylevleri/ Akademik Tarih ve Düşünce Dergisi/ Cilt:IVSayı:XIII/Aralık/MMXVII

https://www.britannica.com/biography/Cicero

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.